Makaleler

İslam Öncesi Mekke'de Sivil Toplum

Muhammed peygamberin zamanında dünya sahnesinde adından söz edilen iki süper güç bulunmaktaydı. Bunlar Roma İmparatorluğu ve Sasani İmparatorluğu’dur. Arap Yarımadası bu iki devlet arasında gerçekleşen politik mücadelenin yoğun olduğu bir coğrafi bölge idi. Mekke, stratejik konumu ve kültürel/idari yapısı itibariyle iki imparatorluk halkı için bir ticaret ve turizm merkezi, bir vergi cenneti ve serbest bölge konumundaydı. Bunun başlıca nedenlerinden biri Mekke’de kurumsallaşmış bir merkezi otoritenin bulunmayışıydı. Bir merkezi otoritenin bulunmaması Mekke’de örfe dayanan güçlü bir sivil toplum yapısının oluşmasına neden olmuştur.

Piyasa ve Ahlak

Son yıllarda “iktisat ve ahlak” konusuna yönelik akademik ilgi yeniden canlandı.1 Özellikle yirminci yüzyıla damgasını vuran kolektivist yaklaşımların etkisi altında kalanlar tarafından, şaşılacak bir fikir birlikteliği içinde piyasanın “eşitsizlik ve yoksulluk üreten, ahlaka aykırı bir mekanizma” olarak görülmesi ve buradan hareketle daha “ahlakî” bir sisteme olan ihtiyacın dile getirilmesi, piyasa ve ahlak ilişkisini inceleyen çalışmaların yeniden gündeme gelmesine neden oldu. Biz bu çalışmada, piyasa ile genel ahlak kuralları arasında ne tür bir ilişki olabileceğini tartışmayı ümit ediyoruz.

Paranın Doğası ve Türleri Üzerine Bir İnceleme

Para, tüm insanların hayatını yakından ilgilendiren bir mefhumdur. Fakat bununla birlikte para, en çok arzu ettiğimiz şeyler arasında hakkında en az bilgiye sahip olduğumuz şeylerin de başında gelir. Para üzerine yapılan akademik çalışmalara bakıldığında bunların çoğunun paranın doğasından ziyade çok daha modern bir konu olan “para politikaları” üzerine odaklandığı görülmektedir. Biz bu çalışmada paranın doğası, özellikleri, fonksiyonları ve türleri üzerinde bir kavramsal çerçeve oluşturup okuyucuya paranın felsefesine dair tatminkâr bir tablo çizmeye çalışacağız.

İslam İktisadı Yaklaşımının Açmazları

2-3 Nisan 2016 tarihlerinde İstanbul’da bir İslam İktisadı Atölyesi gerçekleştirildi.1 Atölyeye İstanbul Üniversitesi’nin pek çok değerli hocası tebliğleriyle katılım sağladı. Atölyenin sonuç bildirgesi müslüman iktisatçıların, küresel siyasi gelişmeler ve bu gelişmelerin ışığında ortaya çıkan entelektüel birikimin ne kadar uzağında olduğunu ortaya koyar cinstendi. Bu yazıda söz konusu bildirgeye dair bazı itirazlarımı dile getirecek ve İslam İktisadı yaklaşımının genel bir problemi üzerinde duracağım.

Kuran'da Suç ve Günah Ayrımı

Kuran’ı Kerim’de yasaklanan fiiller, hukuki sonucu bakımından ikiye ayrılır. Birinci grupta cinayet, hırsızlık, sahtekârlık, gasp, vb. gibi bireysel hakların ihlalini barındıran fiiller, yani suçlar bulunur. Bu tip fiillerde, faillerin dünyevi cezaya çarptırılması meşrudur. İkinci grupta ise namaz kılmamak, tesettüre uymamak, içki içmek, kumar oynamak, faizden kazanç elde etmek veya evlilik dışı cinsel birliktelik gibi bireysel hakların ihlal edilmediği fiiller, yani günahlar bulunur. Bu fiilleri yapanların başkaları tarafından cezaya çarptırılması hem insan haklarını ihlal etmesinden dolayı hukuken gayrimeşru, hem de Kuran’ın din ve vicdan özgürlüğünü emreden pek çok ayetini inkâr etmek anlamına geldiği için Kuran’a aykırıdır.

Kuran'da İnsan Hak ve Özgürlükleri

İnsan hakları, modern zamanların çokça tartışılan mefhumlarından biridir. Özellikle çoğunluğu Müslüman olan toplumların batı toplumları tarafından bu başlık altında sıklıkla eleştirilmesi insan haklarını Müslüman toplumlar açısından daha da kritik ve önemli bir mesele haline getirmektedir. Bu nedenle insan hakları teorisinde İslam inancına aykırı bir unsur olup olmadığı merak konusu olmakla birlikte konunun kapsam büyüklüğü göz önüne alındığında meseleyi farklı açılardan ele alan çalışmaların da gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Biz bu çalışmada Müslümanların kutsal metni olan Kuran’ın, temel insan hakları olarak bilinen hayat, hürriyet ve mülkiyet haklarına nasıl yaklaştığını ele almaya çalışacağız.

Kuran'da İnsan Hak ve Özgürlükleri

İnsan hakları, modern zamanların çokça tartışılan mefhumlarından biridir. Özellikle çoğunluğu Müslüman olan toplumların batı toplumları tarafından bu başlık altında sıklıkla eleştirilmesi insan haklarını Müslüman toplumlar açısından daha da kritik ve önemli bir mesele haline getirmektedir. Bu nedenle insan hakları teorisinde İslam inancına aykırı bir unsur olup olmadığı merak konusu olmakla birlikte konunun kapsam büyüklüğü göz önüne alındığında meseleyi farklı açılardan ele alan çalışmaların da gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Biz bu çalışmada Müslümanların kutsal metni olan Kuran’ın, temel insan hakları olarak bilinen hayat, hürriyet ve mülkiyet haklarına nasıl yaklaştığını ele almaya çalışacağız.

Kuran'da ve Beşeri Bilimlerde Siyasi İktidarın Mahiyeti

İnsan, doğası itibariyle sosyal bir varlıktır. Başka insanların arasında dünyaya gelir ve -istisnai durumlar dışında- hayatının sonuna dek hemcinsleriyle birlikte yaşamaya devam eder. Bununla birlikte insanlardan oluşan bir topluluğu herhangi bir canlı türünden oluşan bir topluluktan ayıran bir takım özellikler vardır. Bu özellikler şu şekilde özetlenebilir.

Kuran’da Yasaklanan Mülkiyet Edinme Yöntemleri ve Faiz Yasağının Hukuki Açıdan Değerlendirilmesi

Kuran’ın ahlaki öğütleri ile hukuki yaptırımları sürekli olarak birbirine karıştırılan konulardır. Bunun en önemli sebebi Müslümanların büyük çoğunluğunun bireysel hak ve özgürlükler konusunda teşekkül etmiş bilgi birikiminden uzak kalmış olmaları, dahası bu bilgi birikimine batı kaynaklı olduğu düşüncesiyle antipati beslemeleridir.

Kuran’da Yasaklanan Mülkiyet Edinme Yöntemleri ve Faiz Yasağının Hukuki Açıdan Değerlendirilmesi

Kuran’ın ahlaki öğütleri ile hukuki yaptırımları sürekli olarak birbirine karıştırılan konulardır. Bunun en önemli sebebi Müslümanların büyük çoğunluğunun bireysel hak ve özgürlükler konusunda teşekkül etmiş bilgi birikiminden uzak kalmış olmaları, dahası bu bilgi birikimine batı kaynaklı olduğu düşüncesiyle antipati beslemeleridir.

Yoksullukla Mücadelede Mikrokredi Yöntemi

Mikrokredi, tanımı itibariyle “küçük kredi” demektir. Bir finansal ürün olarak düşük gelir düzeyindeki kişi, aile ve mikro işletmelere sağlanan finansman hizmetlerini ifade eder.1 Bir bankacılık ürünü olarak ortaya çıkışı 70’li yıllarda, Bangladeş’te bir ekonomi profesörü olan Muhammed Yunus’un, öğrencileriyle birlikte gerçekleştirdiği bir sivil inisiyatife dayanmaktadır.

İSMEK'in İstanbul'da Yoksulluğun Azaltılmasına Etkisi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Meslek Edindirme Kursları, namı diğer İSMEK, 1996 yılında, dönemin belediye başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından bir sosyal doku projesi olarak hayata geçirilmiştir. İSMEK’in kuruluş amacı İstanbul’da yaşayan insanların “İstanbullu” olabilmesine katkı sağlamaktır. Bu yüzden İSMEK çatısı altında verilen eğitimlerin büyük bir bölümü, Osmanlı İstanbul’unun kadim geleneğinden tevarüs eden el sanatlarından oluşmaktadır. Her ne kadar İSMEK’in kuruluşundaki ana amaç İstanbul’da istihdamı artırmak veya yoksulluğu azaltmak değilse de İSMEK, bu konuda hayli etkili olmuş ve yakın zamanda gerçekleştirdiği politika değişikliği ile daha da etkili olmaya başlamıştır.

Liberal Maliye Bakanı Cavid Bey ve Osmanlı Ekonomi-Politiği

Osmanlı Devleti, kurulduğu 1299 yılından 1922 yılına kadar tam 623 yıl ayakta kalmış güçlü bir devlet ve bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin selefidir. Osmanlı Devleti’nin bu kadar uzun süre ayakta kalabilmesinin şüphesiz pek çok siyasi, içtimai ve iktisadi nedenleri olduğu gibi yıkılmasına sebep olan nedenler de vardır. Biz bu çalışmada Osmanlı Devleti’nin başarı veya başarısızlığıyla bir ilgi kurmaksızın, onun iktisadi yapısını oluşturan genel eğilimleri ele almaya çalışacak; ardından devletin son dönemlerinde Maliye Bakanlığı yapmış olan Mehmet Cavit Bey’in mali ve iktisadi görüşleriyle birlikte bu görüşlerin yansıması olan politikalarını inceleyerek onun dönemindeki uygulamaların, Osmanlı ekonomi-politiğinin genel eğilimleriyle hangi konularda örtüşüp, hangi konularda ters düştüğünü görmeye çalışacağız.